Güneş Enerjisi

 

Doğal bir enerji kaynağı olan güneş enerjisi yenilenebilir enerji kaynakları içinde en popüler olanıdır. Coğrafi konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli yüksek olan Türkiye’nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2.640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1.311 kWh/m²-yıl (günlük toplam 3,6 kWh/m²) olduğu tespit edilmiştir. Güneş Enerjisi potansiyeli 380 milyar kWh/yıl olarak hesaplanmıştır. Güneş enerjisi teknolojileri yöntem, malzeme ve teknolojik düzey açısından çok çeşitlilik göstermekle birlikte iki ana gruba ayrılabilir: Isıl Güneş Teknolojileri ve Odaklanmış Güneş Enerjisi (CSP): Güneş enerjisinden ısı elde edilen bu sistemlerde, ısı doğrudan kullanılabileceği gibi elektrik üretiminde de kullanılabilir. CSP santralleri, değişik ayna konumları kullanmak sureti ile güneşin enerjisini yüksek sıcaklıklı ısıya dönüştürerek elektrik üretir. İstenen güçte kurulabilmeleri nedeniyle genellikle sinyalizasyon, kırsal elektrik ihtiyacının karşılanması vb. gibi uygulamalarda kullanılmaktadır. Güneş Pilleri: Fotovoltaik piller de denen yarıiletken malzemeler güneş ışığını doğrudan elektriğe çevirirler. Güneş pilleri için en önemli dezavantaj, halen ticari olan silisyum kristali ve ince film teknolojisiyle üretimlerinin olağanüstü yüksek maliyetler oluşturmasıdır. Güneş pili kullanımının maliyetlerin düşmesi ve verimliliğin artması ile Türkiye’de güneş pili üretimine bağlı olarak artacağı beklenmektedir. Ayrıca, Türkiye Güneş Enerjisi Potansiyel Atlası ve CSP teknolojisi ile 380 milyar kWh/yıl enerji üretilebileceği hesaplanmıştır. Ülkemizde kurulu olan güneş kolektörü miktarı yaklaşık 12 milyon m² ve teknik güneş enerjisi potansiyeli 76 TEP olup, yıllık üretim hacmi 750.000 m²’dir ve bu üretimin bir miktarı da ihraç edilmektedir. Bu kullanım miktarı, kişi başına 0,15 m² güneş kolektörü kullanıldığı anlamına gelmektedir. Güneş enerjisinden ısı enerjisi yıllık üretimi 420.000 TEP civarındadır. Bu haliyle ülkemiz dünyada kayda değer bir güneş kolektörü üreticisi ve kullanıcısı durumundadır. Ülkemizde çoğu kamu kuruluşlarında olmak üzere küçük güçlerin karşılanması ve araştırma amaçlı kullanılan güneş pili kurulu gücü 1 MW' a ulaşmıştır. Güneş enerjisi ve hidrojen enerjisi alanında yapılan çalışmalar savunma sanayimiz ve askeri amaçlarla kullanım dâhil olmak üzere ülkemizin enerji geleceği açısından büyük bir öneme sahiptir.

 

Türkiye’de Enerji Sektörünün Mevcut Durumu

 

Türkiye’de, yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları ile enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayabilecek bir potansiyele sahip olmasına karşın bu kaynaklar ya hiç kullanılmıyor ya da potansiyelin çok altında değerlendiriliyor.

 

Türkiye’nin kömür rezervi ile jeotermal enerji potansiyeli, dünya kaynak varlığının yüzde 1’i civarında. Petrol ve doğalgaz rezervleri son derece kısıtlı. Türkiye’nin hidroelektrik enerji potansiyeli, dünya toplam potansiyelinin yüzde 1’i, Avrupa toplam potansiyelinin ise yüzde 16’sı civarında. Hidroelektrik potansiyelinin yüzde 70‘e yakın kısmı henüz değerlendirilmiyor.

 

Türkiye, bor, toryum, hidrojen gibi alternatif enerji kaynaklarına sahip bir ülke olarak göze çarparken, teknolojik gelişmeler ise diğer alternatif enerji kaynakları arasında bu üçünü ön plana çıkarıyor. Toryum rezervi ise dünya rezervinin yüzde 54’ünü oluşturmasına rağmen, bu kaynağın değerlendirilmesi henüz deneme safhasında. Fosil yakıtların kullanımı, dışa bağımlılık, ithalat giderleri ve çevre sorunları gibi önemli olumsuzlukları da beraberinde getiriyor.

 

Dünyada bilinen petrol rezervlerinin ömrü 40 yıl, doğal gazın 61 yıl, kömürün ise 227 yıl olarak tahmin ediliyor. Bu hızlı tüketim ile fosil yakıt rezervlerinin azalması, artan çevre kirliliği sonucu doğanın tahribi; yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeyi zorunlu kılıyor. Bu nedenle;

 

* Öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına yönelik AR-GE çalışmaları arttırılmalı.

 

* Gelecek yüzyılda ticari kullanımı giderek artacak yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması yönünde ulusal teknoloji oluşturmaya yönelik AR-GE çalışmaları desteklenmeli.

 

* Yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanımını özendirecek teşvik uygulamalarının dünyadaki örnekleri incelenerek yasal düzenlemelere yansıtılması da önemli.

 

* Önümüzdeki süreçte, bu politikaların yeniden yasama geçirilmesi yönünde üniversiteler ile ilgili meslek odalarının da içinde olacağı katılımcı bir ortamın yaratılması da göz ardı edilemeyecek bir konu.

 

Sonuç olarak; Türkiye’nin stratejik konumu, Türkiye’yi, Avrupa’ya petrol ve doğalgaz taşınması için bir geçit ülkesi haline getiriyor. 

Enerji ve Doğal Kaynaklarda Türkiye’nin Güçlü Yanları

 

* Hidrolik kaynakların zenginliği,

 

* Kömür kaynaklarının zenginliği,

 

* Temiz ve yenilenebilir enerji potansiyelinin yüksekliği,

 

* Yetişmiş insan gücü,

 

* Girişimci sanayi yapısı,

 

* Enerji tasarruf potansiyelinin yüksekliği,

 

* Yeni enerji teknolojilerinde yararlanılabilecek stratejik kaynakların varlığı (bor, toryum vb.),

 

* Genç ve dinamik nüfus,

 

* Türkiye’nin modernleşme ve gelişme yönündeki kararlılığı,

 

* Enerji sektörü piyasasının liberalleşmesi,

 

* Enerji kaynaklarının çeşitliliği,

 

* Yeşil alana dönüştürülebilecek arazi potansiyeli,

 

* Elektro-mekanik sanayinin potansiyeli,

 

* Yabancı yatırım potansiyeli.

 

Enerji ve Doğal Kaynaklarda Türkiye’nin Zayıf Yanları

 

* Finansman yetersizliği (yerli sermayenin ve yabancı sermaye girişinin azlığı),

 

* Bürokratik engeller ve hukuki altyapı eksikliği,

 

* Kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm eksikliği,

 

* Kararlı bir devlet politikasının olmayışı, enerji planlarının uygulanmasındaki istikrarsızlık,

 

* Ar-Ge çalışmalarıyla ilgili kaynak ve teşviklerin yetersizliği, AR-GE kültürünün zayıflığı, hazır sistemleri tercih eğilimi,

 

* Kamuoyu bilincinin ve örgütlenmenin eksikliği,

 

* Teknolojik ve bilimsel alt yapı yetersizliği,

 

* Teknoloji üretimi ve uygulamaları için gerekli ara eleman eğitiminin yetersizliği,

 

* Tarafsız ve uzman kurumların eksikliği

 

* Petrol ve doğal gaz rezervlerinin azlığı,

 

* Sanayi yetersizliği,

 

* Enerji kullanım veriminin düşüklüğü,

 

* Kullanılan kömür santrali teknolojisinin yerli linyite uygun olmayışı.

 

 

Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında Türkiye’nin Fırsatları

 

* Yenilenebilir enerji teknolojilerine girme ve öncü olma imkanı,

 

* Jeopolitik konum (fosil kaynaklara, büyüyen pazarlara yakınlık; enerji köprüsü olma),

 

* Enerji alanında yeni teknolojilerin belirmesi (yeni paradigmalar),

 

* Teknoloji transferinde seçenek çokluğu, denenmiş ve olgunlaşmış teknolojileri tercih imkanı,

 

* Teknolojik birikim ve sanayi potansiyeli,

 

* Avrupa Birliği genişleme sürecinde yer almak,

 

* ABD ile enerji alanında işbirliği,

 

* Kısa bir dönem için elektrik arz fazlalığı, dolayısıyla kurulu kapasiteyi ıslah imkanı,

 

* AB’ye enerji yoğun sektörlerde ihracat imkanı,

 

* Türkiye’nin yükselen imajı. 

Türkiye’de Enerji Sektörünün Geleceği

 

21. yüzyılın, yenilenebilir enerji kaynaklarının ve nükleer enerjinin birincil enerji kaynağı, elektrik ve hidrojenin de başlıca ikincil enerji kaynağı olacağı yeni bir enerji çağı olabileceği iddia ediliyor. Bu kapsamda; 51020 yıllık enerji stratejik planlarının yapılması önemli bir nokta.

 

2030 yılına kadar enerji talebinin bugüne göre yüzde 60 oranında artması öngörülüyor. Bu enerji talebinin yaklaşık yüzde 80’lik kısmı fosil yakıtlardan karşılanırken, fosil kaynaklar içerisindeki en büyük talep artısının da doğal gazda olması bekleniyor.

 

Önümüzdeki 2025 yıllık dönemde, AB ülkelerinin genel enerji tüketimi içerisinde petrolün ağırlığının süreceği, ayrıca doğalgaz kullanımında da önemli bir artış olacağı öngörülüyor. Bu süreçte geçiş ülkesi konumundaki Türkiye’nin de önemi artıyor. Çünkü dünyadaki petrol ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 75’inin Ortadoğu, Hazar Bölgesi, Avrupa ve Rusya Federasyonu’nda bulunduğu, Türkiye’nin de bu coğrafyanın ortasında olduğu dikkate alındığında bölgede gelişecek ticaretten Türkiye’nin de büyük faydalar sağlayacağı açık.

 

Dünya, 2030 yılında şimdi olduğundan yüzde 60 daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacak. Enerjide ağırlıklı olarak petrol ve doğalgaza bağımlılık söz konusu. Bu nedenle Türkiye’nin kendi kaynaklarına yönelerek dışa bağımlılığını azaltması giderek önem kazanıyor. Burada da linyit, zengin toryum madeni, bor, hidrolik, jeotermal, rüzgâr enerjisi ön plana çıkan enerji kaynakları olarak görülüyor.


Facebookta Paylaş
}